KİM NE DEDİ? NE ZAMAN DEDİ? ASLINDA HİÇKİMSE BİR ŞEY DEMEDİ !

KİM NE DEDİ? NE ZAMAN DEDİ?  ASLINDA HİÇKİMSE BİR ŞEY DEMEDİ !

Anlatılır; Bilge ve bilgin bir vezir varmış. Asaf’a benzermiş. Yanında bulunanlar da ondan aşağı değilmiş. Sohbetleri sürekli ilimle, bilimle ile ilgiliymiş. Bir gün sohbetin ucu “bir kişi aceba bir yalan işi birisine bağlayabilir mi? bir kimsenin teni ateş ile dağlanabilir mi? bir kişiye yalan nisbet edilebilir mi? inançlı bir kimse değerini yükseltmek için yalan söyler mi konusuna gelmiş.

Vezir –sözlerin çoğu yalandır, pek azı insanları bayındır kılar demiş.

Padişah- bir kişi niçin yalan söyleyerek küçükleri büyük göstersin ki diye sormuş.

Vezir bir gün mühlet istemiş. İspat etmek için kıyafet değiştirip, çok süslü bir tacı koynuna gizleyip pazar yerine kalabalığın ortasına varıp – Durun ey ahali, bir melek Tacı yere koydu yükseğe kaldırın diye bağırmış.  Oradaki vatandaşlar başlamışlar şahitlik etmeye

Birisi evet  -Hepimiz duruyorduk o meleğin geldiğini görüyorduk yere koydu demiş,

Bir diğeri   – O güzelim tac sağ elinde tutuyordu demiş,

Bir diğeri   – Yetmiş kanadı vardı demiş,

Bir diğeri  – Çok süslüydü demiş,

Bir diğeri  – Güzel bir kumaştan elbise giymişti demiş . Ve benzeri konuşmalar olurken vezir oradan uzaklaşmış.  Durumu padişaha anlatmış. “Dünyada söylene söylene nice doğrulardan daha çok inalılan ve yayılan yalanlar vardır” Demiş padişah ta.  

Nitekim o tacı padişaha getirenler, Allahu “ekber, la ilahe illallah” diyerek yürüyüp saraya gelmişler. “Hafızlar tacın yanında kur’an-ı kerim okumuşlar”. Önde kadı olduğu halde halk oraya gelmiş. Muhtesip, -bu tacı bir melek getirip bütün halkın göreceği bir yere koymuştur demiş.

Padişah da içinizde biri o meleği gördü mü ve size özelliklerini anlattı mı diye sormuş.

Birisi -bu melekten daha üstün bir melek görülmedi dedimiş,

Birisi -kanatları incidendi demiş,

Birisi -atı boz renkliydi, atının koşum takımları kızıl altından dı demiş,

Birisi –ben yere inmeden önce güzelce gördüm demiş,

Birisi –halife(padişah) başına taksın işleri ile öylece meşgul olsun dedi demiş. Bu duruma söylecek bir şeyi kalmayan padişah ta onlara o meleği gördünüz ne güzelliklere nail olduğunuz diye çeşitli hediyeler verip göndermiş.

Padişah ta bu durumda vezire dönmüş  ve demiş ki; 

-yalan doğru algınacak şekle dönüştü,

-bu tacı bir melek getirmiş olduğuna göre Allahın gönderdiği durumu ortaya çıkıyor,

-bu sırrı kimseye söylemeyelim de şehrin ile gelenlerini utandırmayalım demiş.

Diğer taraftan vezirin adamları şu anda tahtta oturana tacını melekler getirdi. Gidin onu görün diye sokaklarda nida etmişler. Bu sırada

İçlerinden birisi – Ben size melek falan görülmedi demedim mi demiş,

Bir diğeri – sizi engelleyip kendi işine giden kişi bendim demiş,

Bir diğeri – bende iki yüzlülük yoktur diye Allaha şükür etmiş,

Bir diğeri – sizde hiç ayırt etme gücü yok mu Allah nasıl tac gönderir demiş,

Bir diğeri – hiç melekler yere iner mi, yere konar mı demiş,

Bir diğeri – şehirde kimle karşılaştımsa inanmayın diyen bendim demiş,

Bir diğeri – bunların hepsini bir kişi planladı demiş,

Bir diğeri –  ben bütün bunların yalan olduğunu söylüyordum demiş.

Daha önce meleği gördüğünü söyleyenler, vasıflarını söyleyenlerin hepsi “onu görmedik, vasıflarını anlatmadık” demişler. Daha önce meleği görmeyen yoktu. Herkes görmüştü.  

Bunun yalan olduğu ortaya çıkınca “gördüm” diyenlerin kim olduğu bilinememiş. Herkes gördüğünü inkar etmiş. Ben ikaz ettim diye ikrar etmiş. Gören duyan kimese kalmamış.

Gökten üç elma düştüüü…

Siz meseleler karşısında gerçekten nerede duruyorsunuz. Neye ne kadar ve niçin şahitlik ediyorsunuz. Meseleler karşısındaki tavrınız ne yönde. Çıkarlarınız mı sizi hareket ettiriyor dininiz, vijdanınız, aklınız, ahlakınız mı sizi hareket ettiriyor. Bir meseleye niçin için inanıyorsunuz. Sizin önünüzde, yanınızda duranların dinine, aklına vijdanına mı tabisizniz yoksa hakka ve hakikata mı tabisiniz.

Kendi vijdanınıza sorun. Cevabınızı da kendiniz de dahil kimseye söylemeyin. Çünkü toprak teni örtmeden dilden sadır olanlarla gönülden geçenler arasındaki farkı kimse hesaplayamaz. Meselenin bir diğer  yönü daha var. 

Tarih bu günü anlatmış mıdır?

Bu soruya cevap kesin bir cevap vermek mümkün değildir. Ancak çağları aşan eserler okuyorsanız evet diyebilme ihtimaliniz vardır. Anacak bu günlerde yaşananların tarihte benzerlerini görebileceğimiz kesindir. Hakeza gelecekte de muhtemelen bu günlerde olan hadiselerin ve anlatıların yaşanması muhtemeldir.

Hikaye kısmı (Gülşehrinin metnini yayına hazırlayan,  Enfel Doğan, Mantıkut-tayr, Kapı yay. 2016. sayfa 189-196.) dan özet.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir