AFETLER YILINDA ÜLKEMİZ…

AFETLER YILINDA ÜLKEMİZ…

Ülkemiz son yıllarda doğal felaketler ile boğuşuyor. 2020 yılının başından beri salgın [pandemi] ile mücadele eden ülkemiz son aylarda Akdeniz bölgesindeki yangınlar, depremler, Karadeniz ve Van’daki sel felaketleri ile mücadele etmeye devam ediyor.

2021 yılında Sakarya, Düzce, Rize, Artvin ve 11 Ağustos tarihinde Sinop ilimizde, aşırı yağışlar nedeni ile şehir merkezi ve birçok ilçesinde sele neden olan yağışlar can yakmaya devam ediyor.  Bartın’ın Ulus İlçesi’ne bağlı Kumluca ve Abdipaşa Belediyesi ve çevre köylerde başlayan aşırı yağış dere taşmaları ve Kastamonu ilimizde Azdavay, İnebolu, Küre ve Pınarbaşı ve en büyük yıkımı Bozkurt, ilçesindeki kayıplar ise hala sıcaklığını koruyor.

Öncelikle yaşanan deprem, yangın ve sellerde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyorum. Her afet ülkemiz için can kaybının yanında ekonomik kayıplara da neden oluyor. Deprem ve sel felaketlerinde yaşadığımız kayıplarda nerde yanlış yapıyoruz da can ve mal kaybımız bu kadar çok oluyor sorularını sormadan edemiyor insan. Evet takdir-i İlahi diyecek çoğu kesim ben buna katılmıyorum. İnsanoğlu doğaya verdiği zararın karşılığını aldığına inanıyorum.

Ben 1999 depremini yaşayan birisi olarak depremden ölen insan görmedim. Benim gördüğüm ve kamera kaydına aldığım görüntülerde yıkılan binaların çürüklüğü idi. Depremde yıkılan binaların raporlarının ilgili ilgisiz herkes biliyor zaten. Ben son aylarda yaşanan sellere ve önümüzdeki yaşanması muhtemel başta Sancaktepe’deki ve İstanbul’daki olası doğanın özüne dönmesi ihtimaline değineceğim.

Karadeniz bölgesinde son yıllarda yapımına başlanan HES’ler gündemden hiç düşmüyor. Yapılan HES’ler ile Karadeniz bölgesinde dere yataklarının doğasını bozulmasına neden olacağı gerekçesi ile başta bölge halkı ve birçok uzman karşı çıkıyor. Ancak yaşanacak doğa olaylarında doğa intikamını alacağına inanlar karşı çıkmasına rağmen yapılan doğa katliamları ve yerel yönetimlerin rant ve kentsel yapılaşmayı yanlış anlaşılmasından kaynaklanıyor. Kastamonu Bozkurt, ilçesindeki yaşananlara bakalım. Doğanın dengesini bozanlara doğanın karşılığını verdiğini Kastamonu’dan gelen görüntüler ortaya koyuyor. Karadeniz’de dere yataklarına yapılan şehirleşme ile birlikte betonlaşma bu yaşananların birinci nedeni. Dere yataklarına yapılan HES’ler ile dere yataklarının değiştirilmesi, ilçe ve şehir merkezlerinin dere yatağı ve üzerine yapılması ve Kastamonu Bozkurt ilçesinde dere yatağına verilen ağaç toplama merkezlerinin olmasının verdiği büyük zararı görüntülerde görüldüğü üzerine sel ile beraber gelen ağaçların vermiş olduğu ortada.

Olası İstanbul ve Sancaktepe afetleri…

Karadeniz bölgesinde yaşanan sel felaketleri gösteriyor ki doğadan alınan yerleri doğa akarını bulmak için sel ve depremler ile geri alıyor. Peki ya İstanbul ve Sancaktepe ne durumda?  2014 Yılında İBB. Meclisi dere kenarlarındaki 100m yanaşma mesafesini 25m indirdi.  Bu kararın İBB Meclisinden geçmesi ile birlikte İstanbul’da birçok dere kenarları için 10 metreye kadar imar verilmesini sağladı. 25m. yanaşma mesafesinin 10 metreye hatta yer yer derenin üzerinde bina kurulduğu Sancaktepe’de yaşayanların malumu. Bu durum yarın yaşanabilecek felaketlerin habercisi. Sancaktepe’de hafriyat alımı ve moloz dökümü yapılan yerlerin üzerinde bugün binalar olduğunu biliyoruz. Yapmış olduğumuz çalışmalar ve röportajlar ile kayıtlarımızda. Üzücü olan ise bu durum İstanbul’un birçok ilçesinde var.

İstanbul ve Sancaktepe özelinde önümüzdeki süreçte çok sıkıntı yaşayacağımız ortada. Dolgu üzerinde kurulmuş mahalleler. Islah adı altında daraltılan ve değiştirilen dere yatakları yarın bizlere sürpriz yapmayacak. Zaten geliyorum diye felaket bas bas bağırıyor. Kimse â bu sürpriz oldu beklemiyorduk demesin.  Sel felaketleri ile birçok canımız gitti. Görünen o ki daha çok can ve mal kaybımız olacak. Yaşanan felaketlerin insan eliyle olduğunu görmekteyiz.

Sancaktepe ve İstanbul da toprak görmemiz neredeyse mümkün değil. 1m2 toprak bulduğumuz zaman nasıl beton dökeriz anlayışı bizden gitmediği sürece daha çok canımız yanacak. Felaketler olduktan sonra eyvah etmemiz işe yaramıyor. Özellikte İstanbul’da rant için yıkılmayan, bozulmayan beton dökülmeyen alan yok. Artık yağmurlar bile benim çocukluğumdaki gibi yağmıyor. Anlık yağmurlar m2 düşen yağmur yoğunlukları sel felaketlerine neden oluyor. Zemini bozulmuş, suyun akış dinamiği bozulmuş, rüzgarı kesilmiş, dereleri kaybolmuş şehirlerde yaşıyoruz. En ufak bir yağmurda istinat duvarları kimseye dayanak olmayacak olamayacak. Halis niyetle, en samimi kalple uyaralım Sancaktepe’de dolgu üzerine olan yerlerde tehlike çanları çalıyor. Felaket olduktan sonra eyvah etmemek için bunların önlemini alınması en başta vicdan borcudur.  Bugün yangın felaketi, sel felaketi yaşanan bölgelerde gelen haberler içimizi yakıyor. Bunun daha fazlası İstanbul’a olacak gibi duruyor. Son yıllarda İstanbul depreminin üzerine herkes konuşuyor ama yapılan bir şey olduğunu düşünmüyorum.

Her mahalleye konteynır koymakla yaşanacak felaketin önleneceğini inanmıyorum. Parkların özel okullara peşkeş çekilmesi ile tedbir alınmaz diye düşünüyorum. Yetkililerin İstanbul ve Sancaktepe’de Yaşanabilecek toprak kaymalarına ve olası seller konusunda iyi çalışma yapmalarını temenni ediyorum. Yetkilileri dahilinde olanlar ile müdahale etmeyen yetkililerin yaşanacak olumsuzluklardan sorumlu olacağını ve bu dünyada hesap vermese bile ahirette hesap vereceğine inanan birisi olarak mücadele edin diyorum.

Selam ve dua ile…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir