TERÖRLE MÜCADELE ve ÖZGÜRLÜKLERİN SINIRLANDIRILMASI

TERÖRLE MÜCADELE ve ÖZGÜRLÜKLERİN SINIRLANDIRILMASI
 
Özgürlük hava gibi, su gibi olmazsa olmazımız, vazgeçilmezimiz. İnsanoğlunun en değer verdiği duyguların başlarında yer alıyor, tam anlamıyla sahip olabilmek için her türlü mücadele göz kırpmadan verilebiliyor.
Uluslararası bazda baktığımızda “özgürlük” kavramının şer güçler tarafından insanları en hassas noktalarından yakalayıp istedikleri gibi yönlendirmek için kullanıldığını görüyoruz. Dünyada sömürü düzeni kuranlar hep “Size özgürlük getireceğiz”, “Sizi özgürleştireceğiz”, “Halkların özgürlüğü”, “Özgürlük her zaman kazanacak” gibi cümlelerle toplumları istedikleri gibi harekete geçirip emellerine ulaşıyorlar. Yakın zamandaki “Arap Baharı”nın kimler için bahar kimler için yok oluş ve hezimet olduğu ortada.
Ulusal bazda da iç yönetimlerin özgürlüklere müdahalesi söz konusu. Bu müdahale adil bir şekilde uygulanıyor ve hukukun sınırları içinde ise sorun yok ancak hukukun sınırları dışına çıkıldığında sorunlar başlamakta.
Son zamanlarda bizde de idareciler tarafından “özgürlük” kavramı dile getirilmeye başlandı. Bu yönde hukuk reformlarından bahsedilirken her nasılsa yapılan düzenlemelerin günbegün özgürlüklerimizi sınırlandırdığını görmekteyiz. Özellikle terörle mücadele adı altında yapılan düzenleme ve uygulamalar ile bir kısım mağduriyetler oluşmakta idarecilerimiz ise “Kurunun yanında yaş da yanabilir” demektedir.
Bu bağlamda yapılan son düzenlemelerden biri ise “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun”. Kanun BM’in ülkemizdeki etkisini azami dereceye çıkarıp BMGK’daki kararlar doğrultusunda bir kısım kişi, kuruluş ve organizasyonu terörün finansörü olarak yaftalamanın yolunu açıyor. Ağır hapis cezaları ve yüksek miktarda para cezaları mevcut. STK’ları kapatma, faaliyetlerini durdurma, malvarlıklarına el koyma… Her şeyi yaptırabilecekler.
BMGK’nın “terörist” tanımı nedir? Batının ve siyonizmin terör tanımı ile aynıdır. İngiltere Başbakanlarından Margaret Thatcer 1990 yılında yapılan NATO toplantısında bu tanımı açıkça dile getirmiş “Düşman rengi kırmızıdan yeşile döndü” demiştir. İslam’a ve Müslümanlara karşı savaşanların kimleri terörist olarak gördüğü ortadadır. Avrupa’da, Asya’da dünyanın dört bir yanında terörist damgası vurulmuş Müslümanlar zindanlarda hayatını en ağır işkenceler altında kaybetmektedir.
BMGK’nın kararları veto etme hakkı bulunan daimî üyeleri; ABD, Çin, Rusya, Fransa, Birleşik Krallık.
ABD beşikteki bebekleri bile katleden PKK ile ortaklık yapmakta, askeri eğitimler vermekte, her türlü silah ve teçhizatlarını temin etmektedir. Bu silahlar teröristler tarafında ABD’nin “sözde müttefiki” Türkiye’ye her daim yöneltilmektedir.
Rusya’nın Müslüman topraklardaki kıyımı tarihten bugüne devam etmektedir.
Fransa, İngiltere dahil tüm AB ülkeleri İslam’a savaş açmış durumdadır.
Çin terörist adı altında Doğu Türkistanlılara her türlü eziyeti yapmaktadır. Çin ile Türkiye arasında imzalanan “Suçluların İadesi Anlaşması” bulunmaktadır. 2017 yılında imzalanan bu anlaşma her nasılsa Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun’un Türkiye’de kabul edildiği gün (27.12.2020) Çin tarafından onaylanmış ve uygulamaya konulmuştur. Anayasamıza göre “Türkiye Cumhuriyeti adına Yabancı Devletlerle ve Milletlerarası Kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.”. Eğer Türkiye’de bu anlaşmayı Meclis’den geçirirse yürürlüğe girecek ve Çin’in suçlu, terörist diye nitelendirdiği masum Müslümanlar Çin’e teslim edilecektir.
Terörle mücadele sonuna kadar yapılmalıdır. Ancak Devlet bu mücadeleyi sadece idarecileri korumak için değil vatandaşlarını korumak için de yapmalı ve koruyayım derken onlara zarar vermemelidir. Hele ki bu mücadeleyi bu topluma düşmanlık besleyenlerin komutlarıyla hiç yapmamalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir